Ekin Yazın Dostları – Tiyatro

Ekin Yazın Dostları'nın Tiyatro Kaynağı

Shakespeare (Şehir Tiyatroları)

Posted by Aydın Ergil 19 Kasım 2013

Yazan : ELÇİN EFENDİYEV
Çeviren : MELAHAT ABBASOVA -HİLMİ ZAFER ŞAHİN
Yöneten : MELAHAT ABBASOVA
Dramaturgi : HİLMİ ZAFER ŞAHİN
Sahne Tasarımı : AYHAN DOĞAN
Işık Tasarımı : KEMAL YİĞİTCAN
Kostüm Tasarımı : EMRA ALBAYRAK ŞAHİN
Efekt : METİN TAŞKIRAN
Yönetmen Yardımcısı : ASLI SEÇKİN
OYUNCULAR
ELÇİN ATAMGÜÇ, HAKAN ARLI, MERİÇ BENLİOĞLU, MURAT COŞKUNER, NEVZAT ÇANKARA, ÖZGÜR DAĞ, SELMA KUTLUĞ

“Shakespeare”de Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde kendi düş dünyalarından yaşamı yorumlayan hastalarla, onları anlamaya çalışan iç çelişkiler içindeki hekimler, sistemin eksikliğinden yararlanan personelin ilişkileriyle süre giden yaşantı, yeni bir hastanın aralarına katılmasıyla değişime uğrar. Her biri tanınmış bir kişiliği temsil eden hastalar ile hastane çalışanları giderek William Shakespeare ve “Romeo ile Juliet” oyunu etrafında yaşama bakmaya başlarlar. Farklı gezegenlerden geldiğini düşünenler; Sarah Bernhardt, Stalin gibi tarihsel, sanatsal kimlikleri üstlenenler, bölünmüş kişilik yaşayanlar, konumuna, yaşam biçimine yabancılaşan çalışanların biçimlediği “Shakespeare”, 19. yüzyılın sonundan günümüze dünya tarihinde yaşanan konuları paylaşıyor. İyiliğin, güzelliğin, ortak düşler kurmanın insanlığın kurtarıcısı olduğu düşüncesini işleyen “Shakespeare”, komedyanın anlatım olanaklarından yararlanarak insanlığın sorunlarına dikkat çekiyor.

Reklamlar

2 Yanıt to “Shakespeare (Şehir Tiyatroları)”

  1. SERAY ANIL said

    Shakespeare, ismi Shakespeare olmakla birlikte Shakespeare ile dolaylı olarak ilişkili bir oyun ve Doğu sezgiselliğiyle kaleme alındığı oyun ilerledikçe daha da netleşmeye başlıyor. Bir akıl hastanesinde geçen oyunda her biri çeşitli rahatsızlıklardan akıl hastanesinde kalan hastalar (eski bir tiyatro oyuncusu olduğunu iddia eden kadın, uzaylı olduğunu iddia eden adam, kendini Stalin sanan adam, hem karı hem koca olan kadın…) ile başhekim, doktor ve hasta bakıcıyı izliyoruz ve oyun boyunca başhekimin sorgulamalarıyla doktorun açmazlarına şahit olup belki bir yandan bizler de kendi hayatlarımızı sorguluyoruz. Delilik ile dahilik arasındaki ince çizgiden söz edip durulur, oyundaki hastalar da yaratıcılık ve hayat enerjisi bakımından başhekim ve doktorun kat be kat üzerindeydiler ve asıl umut sanki hastalardaydı. Oyunun zirve noktası ise kuşkusuz eski bir tiyatro oyuncusu olduğunu iddia eden kadın ile uzaylı olduğunu iddia eden adamın Romeo ve Jüliet’ten oynadıkları şahane bölümdü, Selma Kutluğ’dan izlediğim kısacık Juliet’i unutmam mümkün değil.

  2. Aydın Ergil said

    Azeri yazar Elçin’in daha önce başka bir oyununu daha izlemiştik. Elçin, bu oyunda, bir yandan “yaşamın amacı” konusunda kendi görüşlerini dile getirirken öte yandan da ulusal düzeyde yaşadıkları sovyet döneminin simgesi Stalin’i “maskara” ediyor. Stalin iki kez “materyalizmin batağından” kurtularak “idealizm”e övgüler düzüyor, diğer hastalara “yoldaş” demeyi bırakıyor. Keşke oyun bu siyasal yanından arınmış herhangi bir yerde geçseydi. Yazarın ideolojisini tartışmak haddim değil, asıl diğer düşünceleri bu eleştirinin yanında gölgelenmiş. Oyunculuklara diyeceğim bir şey yok. Müzik ise dizi mantığında genelde başhekim kendi başına konuşurken fon müziği olarak kullanılmış. Işık ise mükemmeldi, Kemal Yiğitcan’ı kutlamalıyım. Sahne tasarımı da anlamlıydı. Beyin ve uyumlu dönmeyen çarklar, oyunla bire bir ilgiliydi.

Sorry, the comment form is closed at this time.